Ve, insanın kendisiyle imtihanına denk geldik aslında biz.

   Acıyla kavrulmasına, sevinçle yoğurulmasına ve hüzünle pişmesine şahit olduk.

   Demirin tuncuna diye başlayan cümleleri bu zamanda öğrendik.

   Bir Kurban Bayramı geçirdik. Salgın gölgesinde de olsa bu sefer yasaklar olmadığı için en azından eş dost hısım akraba ile görüşme fırsatı bulduk. Bu bayram paylaşma halden anlama verme bayramıydı. Öyle de oldu herkes kendi hissesine düşeni verdi.

   Bu Bayram da ve her Bayramda olduğu gibi bizlerin de çalışmaları olmuştu. Yeni dostlar yeni arkadaşlar yeni insanlar tanıdık. Nefes olmaya umut olmaya ümit olmaya cansuyu olmaya çalıştığımız insanlar oldu. Biz sadece aracıydık emanetleri aldık ve verdik.

   İnsanı rencide etmeden evladına mahcup etmeden onurunu denklanşör sesleri flaş patlamaları arasında eritmeden bir şeyler yapmaya çalıştık. İnşallah yapmışızdır. Eğer yapabildiysek bu bizlere inanıp güvenen insanların sayesinde olmuştur.

   Şimdi vermekten konu açılmışken aslında vermenin bize kalan taraf olduğunu bilmemiz gerekir. Ancak günümüzde bu tamamen bastırılmış üzeri örtülmüş kapatılmış bir konu. Vermek deyince insanlar ceplerinden çıkan ellerinden eksilen kendisinden giden olarak zannediyor ve bir nesil de böyle yetişiyor.

   Nasıl ki kumbara bizim jenerasyona yapılmış en büyük tehlikeyse her şeyi alma her istediğinin yapılması da yeni nesile verilen en büyük tehlikedir. Sürekli aynı konulardan bahsediyorsun diyebilirsiniz ancak bu konuları aşmadan bitirmeden iyice öğrenmeden bunun üzerine bina inşa edemeyiz.

   Kumbara biriktirmeyi ve bencilliği öğretiyor. Biriktirdikten sonra paylaşmamak geliyor. Ne diyoruz çocuklarımıza ya da bizlere nedendi. Hadi evladım biriktir kumbaranda paranı sonra ne istersen onu al. Yani sen al. Başkası almasın başkasına alma. Aslında şu denmeliydi. Biriktir evladım paranı ama onun birazıyla arkadaşlarına hediye al çikolata al şeker al kalanı ile de sen kendine bir şey al. Bu şekilde yetişseydik en büyük mutluluğun bir başkasının yüzünde ki tebessüm olduğunu anlar ve vermenin almaktan daha mutlu eden bir yanı olduğunu öğrenirdik.

   Bu açığı biz kendi şahsımıza evladımızda telafi etmeye çalışıyoruz. Hiç kumbara almadık. Verdiğimiz parayı paylaşmasını öğrettik. Şimdi ne verirsek verelim hemen elindekini paylaşmak için bakkala markete ya da en büyük tutkusu kitapçıya gidiyor. Okuldan kumbara vermişler onu da ay sonuna kadar dolduruyor içini bir torbaya koyup hepsini nefes olmaya çalıştığımız cansuyu olmaya çalıştığımız ailelere olduğu gibi teslim ediyor.

    Boşuna dememiş atalarımız ağaç yaş iken eğilir diye.

   Vermek sadece maddi anlamda değil bir tebessüm vermek bile nasip meselesidir, güzel bir söz bir güzel bakış. Rabbimin vermeyi nasip ettiği kullardan olmak ümidiyle…

   Selam, Dua ve Muhabbetle…